logo

13 August 2017

‘Anti Kahraman ’ Aziz Nesin ‘Anti Prenses ’ Türkan Saylan

‘Anti Kahraman ’ Aziz Nesin ‘Anti Prenses ’ Türkan Saylan

HTGAZETE PAZAR/EKİN TÜRKANTOS

Kahraman olmak için sihirli güçler mi gerekir? Güçlü olmak için kaslı kollar, sihirli bir kıyafet ya da maske şart mıdır? “Gerçek hayatta sihirli güçleri olan süper kahramanlarla karşılaşmazsın. Ama karşısına çıkan zorluklarla baş edip, hayallerini gerçekleştirmiş birçok anti kahraman var ve onları tanımalısın” diye başlıyor Bizim Antikahraman Serisi… Nota Bene Yayınları, Arjantin ’deki bir yayınevinin hazırladığı seriden yola çıkarak Türkiye ’de yaşamış, iz bırakmış, hayatıyla gençlere ilham kaynağı olan isimler üzerine “Bizim Antikahraman Serisi”, “Bizim Antiprenses Serisi”ni hazırladı. Serinin ilk kitaplarında Türkan Saylan ve Aziz Nesin yer alıyor. Düşünceleri, hayata geçirdikleri ve başarılarıyla çocuklara ilham vermesi için hazırlanan kitaplar yetişkinlerin de ilgisini çekecek nitelikte. Nota Bene Yayınları Editörü Yalçın Bürkev, daha önce bu seriye ait Frida Kahlo, Eduardo Galeano ’nun kitaplarını çevirip yayımlamış. Bürkev, “Bu toprakların yetiştirdiği, içinden geçtiğimiz dönemde önem kazandığını düşündüğümüz isimlerle bir seri hazırlamak istedik” diyor. “Kitaba konu olan isimlerin biyografik özel hayatlarını yazmaktan ziyade toplumda rol model oluşturdukları anlayışla ele aldık. Bugünün Türkiye ’sinde böyle figürlere, çocuklara rol model oluşturacak şahsiyetlere çok ihtiyaç var.”

Kitapların illustrasyonlarına imza atan İpek Okyar “Bu projede onların yüceltilmesi değil, çabalayarak, kararlılıkla yollarına devam etmeleri önemliydi. Bunu yaparken birtakım kavramların objektif şekilde sunulması da gerekiyordu” ifadesini kullanıyor.

Serinin sonbaharda yayımlanacak bölümlerinde Sevgi Soysal, Aysel Gürel ve Yılmaz Güney ’in hayatlarını okuyacağız. Ama şimdi gelin önce Melike Belkıs Aydın ’ın kaleme aldığı Türkan Saylan ’ın hayatına yakından bakalım:

GÜZEL, KIRMIZI FULARLI KIZ, TÜRKAN
Hayata gözlerini açtığında tarih Aralık 1935, yer İstanbul… 5 kardeşin en büyüğü… Çocukluğu ve gençliği Kandilli ’de geçiyor. Uzun saçlarını ensesinde at kuyruğu yapmayı sevdiği için babası ona ‘At Kız ’ diye sesleniyor. Kardeşleriyle Kandilli sahilinde yüzmeye ve yağmur yağdığında sel sularının getirdiği sürprizlere bayılıyor. Yağmur dindikten sonra kardeşleriyle kayıkhaneye koşuyor. Bir gün tarak, bir gün kırık aynalar buluyorlar. Oysa onlar şişe içinde bir mektup geleceğini hayal ediyor! Hasta kedileri, köpekleri, kuşları iyileştirmeyi kafasına o zamanlar koymuştu Türkan. Daha doğrusu hastalıkları iyileştirmeyi. Tam da bu yüzden ortaokulda doktor olmaya karar verdi. Çapa Tıp Fakültesi ’ne girdi. Okulda tanıştığı Mustafa Örge ile 22 ’sinde evlendi. Evlerinin yakınlarında çınar ağacı vardı ve çağlayanlar akıyordu. İki oğlunun adını bunlar belirledi: Çağlayan ve Çınar. Öğrenciliğindeki hastanede cüzzam hastalarını gördüğünde çok etkilendi ve bu hastaları iyileştirmek için çok çalıştı. O yıllar deri hastalıklarında erkek doktorlar uzmanlaşırken, Türkan bu alanda uzmanlaşan 7 ’nci kadın doktor oldu. Kendini işine adadığı için evliliği uzun sürmedi. Boşandıktan sonra üniversitede asistanlığa başladı ve araştırma yapmak üzere İngiltere ’ye gitti. …

En sevdiği renk kırmızı, acıktığı zaman ilk aklına gelen yemek ise soğan kavurmasıydı. Sanata ilgisi sayesinde heykeltıraş Cevdet Bilgin ’le tanıştı, evlendi. Ama ikinci evliliği de uzun sürmedi…

41 yaşındayken Cüzzamla Savaş Derneği ’ni kurdu. Hayalini kurduğu ahşap bahçeli eve 47 yaşında kavuştu. Arnavutköy Beyazgül Sokak ’taki evde bir de obur köpek Bubu vardı…

Cüzzam hastalığı için o kadar çalıştı ki Uluslararası Gandhi Ödülü ’ne layık görüldü. Aynı yıl meme kanseri olduğunu öğrendi, moralini bozmadı ve hastalığı yendi. Okula gidemeyen öğrenciler için Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ’ni kurdu, yoksul öğrencilere burs sağladı. Ardından ‘Kardelenler ’ projesini gerçekleştirdi, 100 binden fazla kız çocuğu eğitim gördü. Hastalığı yeniden ortaya çıktı, bu sefer tam iyileşemedi. Dernekteki çalışmalarından dolayı haksız bir davayla uğraşmak zorunda kaldı. Türkan, pencereye çıkıp evinin önünde bekleyen sevenlerine el sallarken umutla gülümsüyordu. Boynunda güzel kırmızı fuları, ayakucunda Bubu ’yla…

73 yaşında hayata gözlerini yumdu Türkan Saylan. Davanın haksızlığı öldükten sonra anlaşıldı, mahkemede suçsuzluğu ortaya çıktı.

‘AKINTIYA KARŞI KÜREK ÇEKEN KADIN ’
Kitabın son sözünde yazar Melike Belkıs Aydın “Bu kitapta Türkan Saylan, prens tarafından kurtarılmayı bekleyen bir prenses olmayı reddetti. Hayatı boyunca, yapmak istediklerine kendisi karar verdi. Önce hayal kurdu, sonra kurduğu hayalleri gerçekleştirdi. Unutma; her kadın gücünü hayallerinden alır” diyor.

Öykü yazarı olan ve geçen yıl öykü dalında Türkan Saylan Sanat Ödülü ’nü alan Aydın, çocuk dili üzerine editör Sevinç Koçak ile çalışmış. Saylan ’ın hikâyesini araştırırken hayvanlarla iletişimi, yağmur suları üzerine 5 kardeşiyle hayal kurması çok hoşuna gitmiş. Türkiye ’de kız çocukları üzerine yaptığı çalışmaları ve cüzzamla mücadelesini çok önemli bulduğunu söyleyen Aydın, “Türkan Saylan, çabasıyla bir yere gelen ve akıntıya karşı kürek çeken bir kahraman” ifadesini kullanıyor.

Çocukların Aziz Dede ’si

Serinin ikinci kitabı Aziz Nesin ’in yazarı Irmak Bahçeci, bir oyun yazarı olsa da bu kitabı hazırlarken epey zorlandığını itiraf ediyor. Sivas olayları, ateizm gibi kavramları çocuklara anlatmanın zorluğuna dikkat çekiyor. Kitapta Mehmet Nusret ’in Aziz Nesin ’e dönüşmesine yoğunlaşan, tuhaf huylarını vurgulayan Bahçeci, “Berbere gitmeyi sevmemesi, saçını kendisini kesmesi, baston koleksiyonu yapması ve soyadını alma hikâyesi ilgimi çekti” diyor. Ve kitaba başlıyor:

Doğduğu 20 Aralık 1915 ’te Mehmet Nusret adını verdiler ona. Çok ünlü bir yazar oldu. Ama kimse onun bu ismini bilmedi. Herkes onu Aziz Nesin olarak tanıdı. Soyadı Kanunu çıktığı zaman babası “Git bize bir soyadı al da gel” dediğinde, “Nesin” soyadını seçti. Daha sonra bu durumu, “Herkes kendi soyadını seçtiği için insanların bütün utandığı duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri eli açık, en korkakları yürekli, en tembelleri çalışkan soyadlarını aldılar. Kendime Nesin soyadını aldım. Ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim” diye açıkladı.

Babası define aramaya meraklı, dindar biriydi. Babası istediği için dini eğitim almıştı. Öğretmeni sadece dini konuları değil matematik ve felsefe de bilirdi. Mehmet Nusret ’e Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce öğretti.

Büyüyünce iyi bir komutan olmak için askeri okullara gitmeyi kafasına koydu, sınavlara girdi ve kazandı. Ama umduğu eğitimin askeri okulda olmadığına karar verince güzel sanatlar akademisinde geleneksel el sanatları okumaya karar verdi.

Âşık olduğu Vedia Hanım ’la evlendi. 25 yaşında baba oldu. Kızı Oya ve oğlu Ateş doğdu.

Asker olanların ülke yönetimiyle ilgili yazılar yazması, yöneticilerin kararlarını eleştirmesi yasaktır. Bu yüzden yazı yazarken takma isimler kullandı: Aziz Nesin, Kasım Kahkah, Kerim Kihkih, Bedri Birdirbir…
Kumandanı olduğu askerlere yiyecek alıp dağıttığı için hapis cezası aldı ve evine gitmek isteyen askere izin verince ordudan atıldı. Bahçıvan ve bakkal oldu, fotoğraf stüdyosu açtı. Ama asıl isteği yazmaktı. Karagöz adlı mizah gazetesinde yazmaya başladı. Gazete ülkeyi yönetenleri eleştirdiği için kapatıldı. Bu defa arkadaşlarıyla ‘Marko Paşa ’ adında bir mizah dergisi çıkardı. 9 defa kapatılan dergiyi basacak matbaa bulamayınca kendisine bir matbaa makinesi aldı, yazdıklarını bastırıp dağıttı. Düşündüklerini cesurca yazdığı için mahkemeye verildi, tutuklandı, sürgüne gönderildi. Veliha Hanım ’la boşandılar. Daha sonra Meral Çelen ’le tanıştı ve evlendi. Bu defa iki oğlu oldu: Ali ve Ahmet…

Hep yazdı Aziz Nesin. Hem büyükler hem de çocuklar için. Tüm birikimiyle çocuklar için bir vakıf kurmaya karar verdi ve bir çiftlik evi yaptırdı. Pul, kâğıt ağırlığı, baston ve semaver koleksiyonu vardı. Berbere gitmeyi sevmediği için bembeyaz saçlarını kendisi keserdi.

İlk defa 55 yaşında yurtdışına çıkabildi. 1993 yılında Pir Sultan Abdal Şenlikleri ’ne katılmak için Sivas ’a gitti, açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Başkalarının düşüncesine, inancına saygısı olmayan kişiler çok üzücü bir şey yaptılar, Nesin ve arkadaşlarının kaldığı oteli ateşe verdiler. Çok kıymetli birçok insan kurtulamadı. Nesin kurtuldu ama çok üzgündü. Bir sürü kitap yazan, çocukların Aziz Dede ’si olan, hayatı boyunca herkesin istediği gibi inanmaya hakkı olduğunu savunan Nesin, 1995 ’te, 80 yaşında aramızdan ayrıldı. Cenaze töreni ve mezar taşı istemedi. Nesin Vakfı ’nın bahçesinde yatıyor ve yattığı yeri kimse bilmiyor. O bahçede çiçekler açıyor, çocuklar neşeli oyunlar oynuyor…

Etiketler:
Share
20 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ